Uluslararası ilişkilerde ve küresel kamuoyunun şekillenmesinde haklı olmak, ne yazık ki tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Bir tezin, uluslararası toplum nezdinde karşılık bulması ve kabul görmesi; devletlerin resmi beyanatlarından ziyade o konunun akademik dünyada ne kadar yazıldığı, basıldığı, dağıtıldığı ve okunduğu ile doğrudan orantılıdır. Bugün 1915 Olayları bağlamında karşı karşıya kalınan tablo, tam olarak bu acı gerçeği gözler önüne sermektedir.
Batı dünyası ve Ermeni diasporası, lobicilik faaliyetlerini yüz yılı aşkın bir süredir kurumsallaştırarak aşılması son derece güç küresel bir anlatı duvarı örmüştür. Erivan’daki sözde Soykırım Müzesi ve Enstitüsü’nün kütüphanesinde 4.000’den fazla doğrudan tematik kitabın sergilenmesi, Kanada merkezli Zoryan Enstitüsü’nün arşivlerinde ve yayınlarında binlerce kaynak, belge ve sözlü tarih çalışmasının bulunması bu kurumsal birikimin somut göstergeleridir. Bunun yanı sıra Batı merkezli yayın organlarında İngilizce, Fransızca, Almanca ve pek çok farklı dilde yayımlanmış binlerce kitap, akademik makale, lisansüstü tez, monografi ve biyografi uluslararası hafızaya kazınmış; muazzam bir küresel literatür hegemonyası inşa edilmiştir.
Buna karşın Türk akademisi ve ilgili kurumları, meseleyi çoğu zaman yalnızca reaktif bir tutumla ele almakta; yani sadece karşı taraftan bir iddia geldiğinde anlık cevaplar verme odaklı, edilgen bir çizgi izlemektedir. Daha da vahim olanı ise iç kamuoyuna yönelik Türkçe hamaset söylemleri üretmenin ötesine geçilememesi, "kendi çalıp kendi oynayan" bir yaklaşımla dış dünyadaki bu devasa entelektüel ve akademik kuşatmayı yaracak stratejik hamlelerin yapılamamasıdır. Karşı taraf binlerce yabancı dilde eserle küresel kütüphaneleri ve akademik veri tabanlarını kuşatırken, Türkiye'nin kendi ürettiği kısıtlı Türkçe literatürle yetinmesi büyük bir stratejik zafiyettir.
Bu reaktif anlayışın ve kurumsal ataletin en somut örneği; eldeki nitelikli insan kaynağının, akademisyenlerin ve yıllarca verilen emeğin bürokratik çarklar arasında heba edilmesinde görülmektedir. Bunun en çarpıcı emsallerinden biri, kaleme aldığım "Ermeni İddialarına Tarihî Reddiye" adlı bilimsel eserimin yayın sürecinde bizzat yaşanmıştır. Söz konusu eser; Osmanlı arşiv belgeleri, dönemin askerî ve siyasi kayıtları, yabancı gözlemci raporları ile birinci elden kaynaklar ışığında, Ermeni sevk ve iskân kararlarının tarihsel gerekçelerini, dönemin güvenlik koşullarını ve iddiaların tutarsızlıklarını metodolojik bir disiplinle ortaya koymaktadır. Ancak, devletin bu alandaki ana yayın organı ve amiral gemisi konumundaki Türk Tarih Kurumu’na sunulan eserim, yapıcı bir inceleme ve yayın desteği görmek yerine uzun süren değerlendirme süreçlerine, bürokratik isteksizliğe ve kurumsal bir atalete mahkûm edilmiştir. Nihayetinde bu nitelikli çalışma Nobel Bilimsel Eserler tarafından basılarak okurla buluşmuşsa da resmî kurumlar ve akademik camia nezdinde hak ettiği ilgiyi ve stratejik değeri ne yazık ki görememiştir.Milletin ve devletin haklı davasını bilimsel zeminde savunacak, titizlikle hazırlanmış hazır bir metin varken, basım sürecinin tıkanması ve eserimin TTK tarafından yayımlanmayıp kenara itilmesi, Türkiye'nin kendi tezi doğrultusundaki yayın politikalarında yaşadığı vizyon eksikliğini gözler önüne sermektedir. Batı’da Zoryan Enstitüsü gibi yapılar tek bir belgeyi dahi uluslararası kamuoyuna sunmak için milyonlarca dolarlık fonlar ayırıp binlerce yabancı dilde tez ve makale ürettirirken; bizzat resmî kurumlarımızın, gecesini gündüzüne katarak emek vermiş yerli araştırmacıların eserlerine kapılarını kapatması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu bürokratik körlük, sadece bireysel emekleri boşa çıkarmakla kalmamakta, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası alandaki tezlerini sivil ve akademik kulvarda sahipsiz bırakmaktadır..jpg)
Kendi tezi doğrultusunda hazırlanmış nitelikli çalışmaları yayınlamaktan kaçınan, araştırmacısını desteklemeyen, bürokratik hantallık ve çekingenlik içinde sıkışan bir yapıyla uluslararası alanda fikri bir üstünlük kurulamaz. Türkiye, 1915 Olayları konusundaki tezlerinin dünyada yankı bulmasını, akademik çevrelerde ciddiye alınmasını ve haklılığının anlaşılmasını istiyorsa, her şeyden önce kendi içindeki bu bürokratik engelleri ve kurumsal ataleti bitirmek zorundadır. Erivan’daki müzede 4.000’den fazla kitap, Batı arşivlerinde binlerce kaynak ve binlerce yabancı dilde tez dururken; hazır yazılmış, emek verilmiş, belgelenmiş yerli eserleri dahi basmaktan imtina eden bir yapının küresel çaptaki entelektüel kuşatmayı yarması mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki; yazılmayan tarih, başkaları tarafından yazılan tarihin gölgesinde kalmaya mahkumdur.
Hüseyin Alpaslan
Tarihçi-Yazar