İsmail CİNGÖZ
Uluslararası Siyaset Uzmanı
Özet
Ege Denizi’nde Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan son gelişmeler, yalnızca deniz millî parkları veya çevre düzenlemeleri üzerinden değil; karasuları, kıta sahanlığı, adaların gayriaskerî statüsü, deniz yetki alanları ve bölgesel askerî dengeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Türkiye’nin Deniz Mekânsal Planlaması ve deniz millî parkı kararları, Ankara’nın Ege’deki hukuki tezlerini yalnızca diplomatik itirazlarla değil, somut devlet uygulamalarıyla da görünür hâle getirdiğini göstermektedir. Yunanistan’ın Fransa, İsrail ve ABD ile geliştirdiği savunma ilişkileri askerî dengeyi etkilerken, Türkiye’nin gelişen savunma sanayii, bölgesel diplomatik ağı ve yeni güvenlik ortaklıkları Ankara’nın stratejik hareket alanını genişletmektedir. Ege’de geleceğin statükosu; askerî caydırıcılık, uluslararası hukuk, diplomatik süreklilik ve sahadaki devlet pratiğinin birlikte yürütülmesiyle şekillenecektir.
Anahtar Kelimeler: Ege Denizi, Türkiye, Deniz Yetki Alanları, Gayriaskerî Statü, Stratejik Denge
Giriş
Ege Denizi’nde son dönemde yeniden yükselen Türkiye-Yunanistan gerilimini yalnızca deniz millî parkları, turizm alanları veya yenilenebilir enerji projeleri üzerinden okumak eksik kalacaktır. Esasında yaşanan gelişmeler; karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırması, bazı ada, adacık ve kayalıkların hukuki statüsü, Doğu Ege Adalarının gayriaskerî statüsü, hava sahası ve tarafların giderek artan askerî kapasitesi gibi onlarca yıldır çözülemeyen sorunların yeni bir safhasıdır.
Türkiye’nin 16 Ağustos 2026 tarihinde Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege’de ülkenin ilk iki deniz millî parkını ilan etmesi bu bakımdan önemlidir. Burada teknik bir düzeltmenin yapılması gerekir: söz konusu düzenleme bir ‘kanun hükmünde kararname’ değil, 16 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla gerçekleştirilmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Fethiye-Kaş’ta 2 milyon 170 bin 603 hektar, Kuzey Ege’de ise 174 bin 214 hektarlık alan koruma statüsüne alınmıştır.[1] Bu alanlar daha önce Türkiye’nin Deniz Mekânsal Planlaması kapsamında oluşturulan haritaya da işlenmişti.
Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz mesele çevre korumadan çok daha geniştir. Ege’de asıl mücadele, hangi tarafın kendi hukuki tezlerini devlet uygulamasına dönüştürebildiği ve karşı tarafın tek taraflı uygulamalarına sessiz kalarak zımnen kabullenme görüntüsü vermediği üzerinde şekillenmektedir. Türkiye’nin son hamlelerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Ege’de 6 Mil Meselesi: Kıta Sahanlığı Değil Karasuları
Ege tartışmalarında kavramların doğru kullanılması büyük önem taşımaktadır. Yunanistan 1936 yılında karasularını 3 deniz milinden 6 deniz miline çıkarmış, Türkiye ise 1964 yılında Ege’de 6 deniz mili uygulamasına geçmiştir. Burada söz konusu olan kıta sahanlığının değil, karasularının genişliğidir. Türkiye ve Yunanistan bugün Ege’de 6 deniz mili karasuyu uygulamaktadır. Buna karşılık 6 deniz milinin ötesindeki kıta sahanlığının sınırlandırılması konusunda taraflar arasında karşılıklı olarak kabul edilmiş kapsamlı bir deniz sınırı bulunmamaktadır.[2]
Bu ayrım Türkiye’nin tezleri açısından son derece önemlidir; çünkü Ankara’nın temel itirazı, Ege’nin coğrafi özellikleri dikkate alınmaksızın Yunanistan’ın adalara dayanarak deniz alanlarını tek taraflı biçimde genişletmesinin Türkiye’yi kendi kıyılarına sıkıştıracak sonuçlar doğurmasıdır. Türk Dışişleri Bakanlığı hesaplamalarına göre mevcut 6 mil uygulamasında Yunan karasuları Ege’nin yaklaşık %40’ını oluştururken, 12 mile çıkılması hâlinde bu oran %70’e yükselebilecek; açık deniz alanı ise %51’den yaklaşık %19’a gerileyebilecektir.[3]
Dolayısıyla Türkiye açısından 12 mil meselesi yalnızca teknik bir deniz hukuku tartışması değildir. Ege’de ulaşım, güvenlik, askerî hareketlilik ve açık denizlere erişim bakımından köklü jeostratejik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Ankara’nın mevcut 6 mil statüsünü koruma yaklaşımı bu nedenle bir genişleme arayışından ziyade, Türkiye bakımından Ege’de mevcut dengenin tek taraflı şekilde değiştirilmesini önleme politikasıdır.

Lozan Dengesi ve Adaların Silahlandırılması
Türkiye; 1923 Lozan Barış Antlaşması ve aynı yıl imzalanan Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Doğu Ege adalarına, 1947 Paris Barış Antlaşması ile de Oniki Ada’ya getirilen gayriaskerî statünün Yunanistan tarafından ihlal edildiğini savunmaktadır.
1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmiş olmakla birlikte, Ankara’nın resmî tezine göre Limni ve Semadirek’in gayriaskerî statüsünü ortadan kaldırmamıştır. Atina ise Montrö ile önceki Boğazlar rejiminin değiştiğini savunmaktadır.
Türk Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan’ın gayriaskerî statüdeki adaları silahlandırmasının antlaşmalardan doğan yükümlülüklerle bağdaşmadığını belirtmektedir. Ankara 5 Mart 2026 tarihinde de Doğu Ege Adaları ve Oniki Adaların gayriaskerî statüsünün, ilgili uluslararası antlaşmalarla tesis edilmiş ve tarafların tek taraflı iradesiyle değiştirilemeyecek “objektif hukuki statü” niteliğinde olduğu görüşünü yeniden açıklamıştır.[4]
Atina ise aynı gün verdiği cevapta Türk tezini reddetmiş; adaların statüsünün 1923 Lozan Barış Antlaşması, 1936 Montrö Sözleşmesi ve 1947 Paris Barış Antlaşması çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca Yunanistan’ın savunma tertibinin müzakere konusu olmadığını ifade etmiştir.[5] Dolayısıyla iki ülke arasındaki anlaşmazlık yalnızca askerî uygulamalardan değil, ilgili antlaşmaların hukuki sonuçlarının farklı yorumlanmasından da kaynaklanmaktadır.
Türkiye açısından temel mesele, antlaşmalarla oluşturulduğu savunulan askerî dengenin tek taraflı uygulamalarla aşındırılmasıdır. Üstelik günümüzde adalara ve Ege çevresine yerleştirilebilen modern silah sistemlerinin menzili ve ateş gücü, 20. yüzyılın ortasındaki klasik savunma anlayışının çok ötesindedir. Yunanistan Parlamentosunun 5 Aralık 2025 tarihinde İsrail yapımı 36 PULS roket topçu sisteminin alınmasını onaylaması ve bu sistemlerin Türkiye sınırı ile Ege adaları çevresindeki savunmayı güçlendirmeyi amaçlaması, Ankara açısından güvenlik boyutunu daha görünür hâle getirmiştir.[6]
Burada Türkiye’nin hukuki tezini en güçlü biçimde kurabilmek için önemli bir ayrım yapılmalıdır: Bir antlaşmanın ihlal edilmesi, egemenliğin kendiliğinden ve otomatik olarak başka bir devlete geçtiği anlamına gelmez. Türkiye açısından daha savunulabilir hukuki hat; adaların egemenliğine ilişkin otomatik bir sonuç üretmek yerine, antlaşmalarla tesis edildiği savunulan gayriaskerî statünün ihlal edildiğini, bunun Ege’deki güvenlik dengesini bozduğunu ve Türkiye açısından hukuki itiraz hakkı doğurduğunu ortaya koymaktır. Böyle bir yaklaşım Türk tezinin uluslararası hukuk zeminindeki ağırlığını artıracaktır.
Deniz Millî Parkları: Çevre Politikası mı, Hukuki Karşı Hamle mi?
Türkiye’nin 2025 yılında Deniz Mekânsal Planlaması’nı açıklaması ve 2026 yılında iki deniz millî parkı ilan etmesi, Ege ve Doğu Akdeniz’de yürüttüğü deniz politikasında yeni bir safhaya işaret etmektedir. Türkiye’nin Deniz Mekânsal Planlama Haritası 16 Nisan 2025 tarihinde ilan edilmiş ve 12 Haziran 2025 tarihinde UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu nezdinde kayıt altına alınmıştır. Kuzey Ege ile Fethiye-Kaş bölgelerindeki alanlar da daha sonra deniz koruma alanları olarak bu planlama çerçevesine dâhil edilmiştir.[7]
Yunanistan 16 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında Türk deniz millî parklarının bir kısmının Türkiye’nin karasularının ötesine uzandığını, bu nedenle açık denizler ve Yunanistan’ın hak iddia ettiği kıta sahanlığı bakımından hukuki sonuç doğuramayacağını savunmuştur.[8]
Tam da burada Türk tezinin önemli bir karşı argümanı ortaya çıkmaktadır. Bir devletin iç hukuk düzenlemesi veya mekânsal planlaması, uyuşmazlığa konu bir deniz alanında diğer kıyıdaş devletin haklarını kendiliğinden ortadan kaldıramaz. Ancak aynı ilkenin Yunanistan açısından da geçerli olması gerekir.
Nitekim Atina’nın Ege’yi kapsayan yenilenebilir enerji mekânsal planlamasına Ankara 19 Ağustos 2026 tarihinde açıkça itiraz etmiş; aidiyeti uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş coğrafi formasyonlar dâhil olmak üzere bu tür tek taraflı düzenlemelerin Türkiye açısından herhangi bir hukuki sonuç doğuramayacağını açıklamıştır.[9] Yunanistan ise 20 Ağustos 2026’da bu görüşü reddederek iki ülke arasındaki tek uyuşmazlığın kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırması olduğu yönündeki tezini tekrarlamıştır.[10]
Bu karşılıklı açıklamalar, Ege’deki yeni mücadelenin mahiyetini açık biçimde ortaya koymaktadır. Atina çeşitli çevre, enerji ve mekânsal planlama düzenlemeleriyle kendi hukuki tezlerini devlet pratiğine dönüştürürken, Ankara da artık bunlara yalnızca diplomatik nota vermekle yetinmeyip kendi haritalarını, planlarını ve idari uygulamalarını üretmektedir.
Bu açıdan Türkiye’nin deniz millî parkları bir “ilhak” veya yeni bir deniz sınırlandırma işlemi olarak değil, Ankara’nın hak iddialarından vazgeçmediğini gösteren hukuki ve kurumsal bir devlet pratiği olarak okunmalıdır.
Basına yansıyan “Mavi Vatan Kanunu” hazırlığı da bu sürecin ilerleyen aşamalarından biri olabilir. TRT Haber, 13 Mayıs 2026 tarihinde müstakil bir kanun teklifi üzerinde çalışıldığını bildirmiştir.[11] Ancak doğrulanabilir mevcut kaynaklarda mesele henüz bir kanun teklifi hazırlığı olarak yer aldığından, yürürlükte bir “Mavi Vatan Kanunu” varmış gibi ifade edilmemesi daha doğru olacaktır.
Yunanistan’ın Fransa, İsrail ve ABD ile Savunma İlişkileri
Ege’deki askerî dengeyi değerlendirirken Yunanistan’ın son yıllarda oluşturduğu dış savunma ağını göz ardı etmek mümkün değildir.
Yunanistan ve Fransa’nın 2021’de imzaladığı stratejik savunma ortaklığı, iki ülke arasındaki ilişkiyi sıradan bir silah tedarikinin ötesine taşımıştır. Nisan 2026’da yenilenen stratejik ilişki çerçevesinde karşılıklı yardım taahhüdü yeniden vurgulanmış; Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Yunanistan’a güvence verdiği Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis tarafından açıkça ifade edilmiştir.[12][13] Yunanistan aynı süreçte 24 Rafale savaş uçağı ile Fransız yapımı fırkateynler üzerinden kuvvet yapısını güçlendirmiştir.
İsrail ile askerî ilişkiler de benzer biçimde derinleşmektedir. Yunanistan ve İsrail ortak askerî tatbikatlar yürütmekte, Yunanistan’da ortak hava eğitim merkezi işletmekte ve insansız hava araçlarına karşı savunma ile siber güvenlik alanlarında iş birliği yapmaktadır.[14] Temmuz 2026’da Yunanistan yönetimi İsrail yapımı radar ve füze sistemlerini kapsayan yaklaşık 3,5 milyar avroluk “Achilles Shield” hava savunma projesini onaylamıştır. Bu sistem, Yunanistan’ın 2036’ya kadar öngördüğü yaklaşık 28 milyar avroluk askerî modernizasyon programının bir parçasıdır.[15]
Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Yunanistan’daki askerî varlığını değerlendirirken ise yalnızca kalıcı personel sayısına değil, Washington’un ülkede oluşturduğu erişim, rotasyon ve lojistik kapasitesine bakmak gerekmektedir. ABD Kongre Araştırma Servisi verilerine göre Girit’teki Souda Bay kalıcı Amerikan askerî tesisi niteliğindedir; Larissa ve Stefanovikeio rotasyonel kullanımlarda yer almakta, Dedeağaç ve Selanik limanları ise Amerikan askerî lojistiğinin Güneydoğu Avrupa’ya uzanan önemli merkezleri arasında bulunmaktadır. Mart 2024 itibarıyla Yunanistan’da sürekli görevlendirilmiş yaklaşık 402 aktif Amerikan askerî personeli bulunduğu belirtilmektedir.[16]
Ancak bu rakam geçici ve rotasyonel askerî hareketliliği yansıtmamaktadır. Dedeağaç’ın büyük ölçekli askerî sevkiyatlar bakımından kazandığı önem, bölgedeki Amerikan varlığına ilişkin Türk kamuoyunda ve stratejik çevrelerde uzun süredir tartışılmaktadır.[17] Doğu Ege adalarının silahlandırılması ile Amerikan askerî ve lojistik varlığının Türk-Yunan ilişkilerine etkisi akademik çalışmalarda da ele alınmaktadır.[18]
ABD kaynakları, Yunanistan’daki erişim ve lojistik kapasitesini NATO faaliyetleri ile Güneydoğu Avrupa’daki askerî hareketlilik çerçevesinde değerlendirirken; özellikle Selanik ve Dedeağaç limanlarının Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımı dâhil bölgesel lojistik faaliyetlerde kullanıldığını belirtmektedir. Dolayısıyla bu yapılanmanın doğrudan “Türkiye’ye karşı kurulmuş” olduğunu kesin bir olgu şeklinde ileri sürmek mümkün değildir.
Bununla birlikte Dedeağaç’ın Türkiye sınırına yakınlığı, Larissa ve Stefanovikeio’daki Amerikan askerî faaliyetleri, Souda Bay’in Doğu Akdeniz operasyonlarındaki merkezi konumu, Fransa’yla karşılıklı savunma ilişkisi ve İsrail’le giderek artan askerî-teknolojik iş birliği, olası bir Türk-Yunan krizinde Ankara’nın hesaba katmak zorunda olduğu yeni bir stratejik çevre oluşturmaktadır.
Zira askerî caydırıcılık açısından belirleyici olan yalnızca bugün bir ülkede kaç yabancı askerin bulunduğu değil, kriz anında ne kadar kuvvetin ne kadar kısa sürede bölgeye aktarılabileceğidir.
Türkiye’ye Yaptırım Uygulanabilir mi?
Yunanistan’ın Ege’deki gelişmeleri Avrupa Birliği (AB) gündemine taşıması ve Türkiye üzerinde siyasi baskı oluşturmaya çalışması beklenebilir. Nitekim AB’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin sondaj faaliyetleri nedeniyle oluşturduğu kısıtlayıcı tedbirler çerçevesi 30 Kasım 2026’ya kadar uzatılmıştır. Ancak mevcut yaptırım listesinin boş olduğu da AB Konseyi belgelerinde açıkça belirtilmektedir.[19]
Dolayısıyla “Avrupa Türkiye’ye hiçbir şekilde yaptırım uygulayamaz” demek kadar, geniş kapsamlı bir Avrupa ambargosunun kolaylıkla hayata geçirilebileceğini düşünmek de gerçekçi değildir. AB dış politika yaptırımlarında Konsey kararları kural olarak oybirliğiyle alınmaktadır.[20]
Ayrıca ekonomik karşılıklı bağımlılığın ulaştığı seviye oldukça yüksektir. Avrupa Komisyonu verilerine göre Türkiye-AB mal ticareti 2025 yılında 217,6 milyar avroyu aşarak rekor seviyeye çıkmış; Türkiye AB’nin beşinci büyük ticaret ortağı konumunu korurken, Türkiye’nin mal ihracatının %42,7’si AB pazarına yönelmiştir.[21]
Bu tablo geniş kapsamlı ekonomik ambargoların hem Türkiye hem Avrupa açısından yüksek maliyet üreteceğini göstermektedir. Buna karşılık Fransa, Yunanistan veya Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin siyasi baskıyı artırması; belirli savunma ürünlerinde kısıtlama, diplomatik girişim veya hedefli yaptırım arayışlarının gündeme gelmesi ihtimal dışı değildir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden Türkiye’ye geniş kapsamlı bir yaptırım kararı çıkarılması ise yapısal olarak daha zordur. Güvenlik Konseyi’nin esas konulardaki kararlarında dokuz olumlu oyun yanı sıra daimî üyelerin veto etmemesi gerekmektedir.[22] Türkiye’nin Rusya ve Çin’le geliştirdiği ilişkiler Ankara açısından diplomatik hareket alanı sağlayabilir; ancak Moskova veya Pekin’in Türkiye lehine mutlaka veto kullanacağını önceden garanti kabul etmek de doğru değildir.
Türkiye’nin Yeni Stratejik Dayanakları
Bugünkü Türkiye’nin Ege’deki konumu, 1980’lerin veya 1990’ların Türkiye’sinden önemli ölçüde farklıdır. Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) verileri savunma sanayiindeki yerlilik oranının %80 seviyesinin üzerine çıktığını göstermektedir.[23] SSB Başkanı Haluk Görgün de Mart 2026’da Türkiye’nin savunma ve havacılık ekosisteminin 4 binden fazla şirketi, 100 binin üzerinde doğrudan istihdamı ve 2025 yılında 10 milyar doları aşan ihracatı kapsadığını açıklamıştır.[24]
Bu kapasite Türkiye’nin dış baskılara tamamen bağışık olduğu anlamına gelmez; ancak askerî tedarik, teknoloji geliştirme ve kriz dönemlerinde sürdürülebilirlik bakımından geçmiş dönemlere göre daha yüksek hareket serbestisi sağlamaktadır.
Türkiye’nin 2019 yılında Libya ile imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat da Doğu Akdeniz denkleminde önemli bir hukuki-stratejik dayanak oluşturmaktadır. Anlaşmanın metni Birleşmiş Milletler sisteminde kayıt altına alınmıştır.[25] Yunanistan anlaşmayı tanımamakla birlikte, Türkiye-Libya hattı Ankara’nın Doğu Akdeniz’de dışlanmasına dayanan deniz yetki alanı tasarımlarına karşı önemli bir diplomatik ve hukuki karşı tez oluşturmuştur.
Buna Türkiye’nin son dönemde bölgesel ilişkilerindeki genişleme de eklenmiştir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, kolektif caydırıcılığı ve savunma iş birliğini esas almaktadır. Anlaşmaya göre üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, diğerlerine de yapılmış saldırı olarak değerlendirilecektir.[26]
Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatı ile Suudi Arabistan ve Pakistan’la geliştirilen yeni savunma iş birliği birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Ege veya Doğu Akdeniz konusunda kolaylıkla bölgesel yalnızlığa itilmesinin geçmiş dönemlere göre daha zor olduğu söylenebilir.
Sonuç
Ege’de 2026 yazında yaşanan gelişmeler sıradan bir Türk-Yunan diplomatik atışması olarak görülmemelidir. Taraflar artık yalnızca klasik karasuları ve kıta sahanlığı tezlerini tekrarlamamakta; çevre koruma alanlarından enerji planlamasına, askerî ittifaklardan savunma sanayii yatırımlarına kadar genişleyen bir alanda geleceğin Ege statükosunu şekillendirmeye çalışmaktadır.
Yunanistan’ın temel stratejisi, Ege’de kendi tezlerini Avrupa Birliği ve uluslararası platformlarla bütünleştirerek zaman içerisinde tartışılmaz bir fiilî ve hukuki gerçeklik görüntüsüne dönüştürmek olarak okunabilir. Türkiye’nin Deniz Mekânsal Planlaması, deniz koruma alanları ve son deniz millî parkı kararları ise Ankara’nın artık bu süreci yalnızca protesto eden değil, kendi hukuki pozisyonunu harita, kayıt ve idari uygulamalarla görünür kılan bir yaklaşım benimsediğini göstermektedir.
Türkiye açısından esas mesele yeni bir çatışma üretmek değil, tek taraflı Yunan uygulamalarının zaman içerisinde yerleşmiş bir devlet pratiği veya tartışmasız bir hukuki durum görüntüsü kazanmasına izin vermemektir. Bu nedenle Ege’de askerî caydırıcılıkla hukuki sürekliliğin, diplomasiyle devlet pratiğinin birlikte yürütülmesi gerekmektedir.
Yunanistan’ın Fransa, İsrail ve ABD ile geliştirdiği askerî ilişkiler Ankara tarafından kuşkusuz yakından takip edilmelidir. Ancak Türkiye’nin gelişen savunma sanayii kapasitesi, Libya’dan Körfez’e uzanan diplomatik ağı ve yeni bölgesel güvenlik ortaklıkları da güç dengesinin tek yönlü biçimde Atina lehine değişmesini sınırlayan önemli unsurlardır.
Sonuç olarak Ege’de Türkiye’nin en güçlü aracı yalnızca askerî kapasitesi değildir. Asıl güç; hukuki haklarından vazgeçmeyen, tek taraflı oldubittilere zamanında itiraz eden, iddialarını uluslararası kayda geçiren, caydırıcılığını korurken diplomasiyi açık tutan tutarlı bir devlet politikasındadır; çünkü Ege’de geleceğin statükosunu en yüksek sesle konuşan değil; hukukunu, diplomasisini ve sahadaki gücünü en uzun soluklu ve tutarlı biçimde birlikte kullanabilen taraf belirleyecektir.
İsmail CİNGÖZ: Uluslararası Siyaset Uzmanı; Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi; BULTÜRK Ankara Temsilcisi; TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
Dipnotlar
[1] T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, “Ülkemizin İlk Deniz Milli Parkları Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege Oldu”, 17.08.2026. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Haber/442/Ulkemizin-Ilk-Deniz-Milli-Parklari-Fethiye-Kas-Ve-Kuzey-Ege-Oldu (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[2] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Başlıca Ege Denizi Sorunları”, “Karasuları” ve “Kıta Sahanlığı” bölümleri. https://www.mfa.gov.tr/baslica-ege-denizi-sorunlari.tr.mfa (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[3] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Başlıca Ege Denizi Sorunları”, Ege’de karasularının 6 ve 12 deniz mili olması hâlinde ortaya çıkacak oranlara ilişkin bölüm. https://www.mfa.gov.tr/baslica-ege-denizi-sorunlari.tr.mfa (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[4] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli’nin Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsüne İlişkin Son Dönemde Yaşanan Gelişmeler Hakkındaki Soruya Cevabı”, SC-4, 05.03.2026. https://www.mfa.gov.tr/sc_-4_-disisleri-bakanligi-sozcusu-oncu-keceli-nin-ege-adalarinin-silahsizlandirilmis-statusune-iliskin-son-donemde-yasanan-gelismeler-hk-sc.tr.mfa (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[5] Hellenic Republic, Ministry of Foreign Affairs, “Statement of the Spokesperson of the Ministry of Foreign Affairs, Lana Zochiou, in response to a journalist's question regarding today’s statement by the Spokesperson of the Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Türkiye”, 05.03.2026. https://www.mfa.gr/en/statement-of-the-spokesperson-of-the-ministry-of-foreign-affairs-lana-zochiou-in-response-to-a-journalists-question-regarding-todays-statement-by-the-spokesperson-of-the-ministry-of-forei-2/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[6] Reuters, “Greek parliament approves purchase of rocket systems from Israel”, 5 December 2025. https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/greek-parliament-approves-purchase-rocket-systems-israel-2025-12-05/ (Erişim tarihi: 21.08.2026).
[7] T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, “Ülkemizin İlk Deniz Milli Parkları Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege Oldu”, Türkiye Deniz Mekânsal Planlama Haritasının 16 Nisan 2025’te ilanı ve 12 Haziran 2025’te UNESCO-IOC nezdinde kayıt altına alınmasına ilişkin bölüm, 17.08.2026. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Haber/442/Ulkemizin-Ilk-Deniz-Milli-Parklari-Fethiye-Kas-Ve-Kuzey-Ege-Oldu (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[8] Hellenic Republic, Ministry of Foreign Affairs, “Announcement by the Ministry of Foreign Affairs regarding the Turkish Presidential Decrees of 15 August on the establishment of two ‘national marine parks’”, 16.08.2026. https://www.mfa.gr/en/announcement-by-the-ministry-of-foreign-affairs-regarding-the-turkish-presidential-decrees-of-15-august-on-the-establishment-of-two-national-marine-parks-16-08-2026/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[9] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli’nin Yunanistan Tarafından İlan Edilen Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekansal Çerçevesi Hakkındaki Soruya Cevabı”, SC-13, 19.08.2026. https://www.mfa.gov.tr/sc_-13_-disisleri-bakanligi-sozcusu-oncu-keceli-nin-yunanistan-tarafindan-ilan-edilen-yenilenebilir-enerji-kaynaklari-ozel-mekansal-cercevesi-hk-sc.tr.mfa (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[10] Hellenic Republic, Ministry of Foreign Affairs, “Announcement by the Ministry of Foreign Affairs regarding yesterday’s statement by the Spokesperson of the Ministry of Foreign Affairs of Türkiye”, 20 .08.2026. https://www.mfa.gr/en/announcement-by-the-ministry-of-foreign-affairs-regarding-yesterdays-statement-by-the-spokesperson-of-the-ministry-of-foreign-affairs-of-turkiye-20-08-2026/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[11] TRT Haber, “Denizlerde Yeni Dönem: Mavi Vatan Kanunu Geliyor”, 13.05.2026. https://www.trthaber.com/haber/gundem/denizlerde-yeni-donem-mavi-vatan-kanunu-geliyor-944955.html (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[12] Reuters, “France and Greece to renew defence pact for another five years”, 19.04.2026. https://www.reuters.com/world/france-greece-renew-defence-pact-another-five-years-2026-04-19/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[13] Prime Minister of the Hellenic Republic, “Prime Minister Kyriakos Mitsotakis’ Statements following his meeting with the President of France Emmanuel Macron and the signing of agreements between Greece and France, at Maximos Mansion”, 25.04.2026. https://www.primeminister.gr/en/2026/04/25/38380 (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[14] Reuters, “Greece will cooperate with Israel on anti-drone systems, cybersecurity, Greek minister says”, 20.01.2026. https://www.reuters.com/world/middle-east/greece-will-cooperate-with-israel-on-anti-drone-systems-cybersecurity-greek-2026-01-20/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[15] Reuters, “Greece to buy $4 billion air defence system from Israel”, 23.07.2026. https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/greece-buy-35-billion-air-defence-system-israel-sources-say-2026-07-23/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[16] Luke A. Nicastro ve Andrew Tilghman, U.S. Overseas Basing: Background and Issues for Congress, Congressional Research Service, Report R48123, 10.07.2024, Yunanistan bölümü. https://www.congress.gov/crs-product/R48123 (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[17] Gönül Gülgezen ve Ali Hüseyinoğlu, “Türk-Yunan İlişkileri Bağlamında Gayri Askeri Statüdeki Doğu Ege Adalarının Silahlandırılması ve Güncel Meseleler”, Anadolu ve Balkan Araştırmaları Dergisi, C. 7, S. 14, 2024, ss. 173-174, 178, DOI: 10.32953/abad.1527556. https://dergipark.org.tr/tr/pub/abad/article/1527556 (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[18] Gönül Gülgezen ve Ali Hüseyinoğlu, “Türk-Yunan İlişkileri Bağlamında Gayri Askeri Statüdeki Doğu Ege Adalarının Silahlandırılması ve Güncel Meseleler”, Anadolu ve Balkan Araştırmaları Dergisi, C. 7, S. 14, 2024, ss. 159-185, DOI: 10.32953/abad.1527556. https://dergipark.org.tr/tr/pub/abad/article/1527556 (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[19] Council of the European Union, “Statement by the High Representative on behalf of the EU on the alignment of certain countries concerning restrictive measures in view of Türkiye’s unauthorised drilling activities in the Eastern Mediterranean”, 8 December 2025; Council Decision (CFSP) 2025/2395. https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/12/08/statement-by-the-high-representative-on-behalf-of-the-eu-on-the-alignment-of-certain-countries-concerning-restrictive-measures-in-view-of-turkiye-s-unauthorised-drilling-activities-in-the-eastern-mediterranean/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[20] Council of the European Union, “How the EU adopts and reviews sanctions”. https://www.consilium.europa.eu/en/policies/sanctions-adoption-review-procedure/ (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[21] European Commission, Directorate-General for Trade and Economic Security, “EU trade relations with Türkiye”, 2025 ticaret verileri. https://policy.trade.ec.europa.eu/eu-trade-relationships-country-and-region/countries-and-regions/turkiye_en (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[22] United Nations Security Council, “Voting System”, Birleşmiş Milletler Şartı Madde 27 çerçevesinde Güvenlik Konseyi oylama sistemi. https://main.un.org/securitycouncil/en/content/voting-system (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[23] T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı, 2025 Yılı Faaliyet Raporu, Ankara, 2026, “P.G. 2.4.1 Savunma Sanayii Yerlilik Oranı” bölümü, s. 41. https://www.ssb.gov.tr/storage/img/2025-yili-faaliyet-raporu.pdf (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[24] T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Savunma Sanayii Başkanı Görgün, STRATCOM 2026’da konuştu”, 28.03.2026. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/savunma-sanayii-baskani-gorgun-stratcom-2026da-konustu (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[25] United Nations, Memorandum of Understanding between the Government of the Republic of Turkey and the Government of National Accord-State of Libya on Delimitation of the Maritime Jurisdiction Areas in the Mediterranean, İstanbul, 27 November 2019; entry into force 08.12.2019; registration with the Secretariat of the United Nations 11 December 2019, Treaty No. 56119. https://treaties.un.org/doc/Publication/UNTS/No%20Volume/56119/Part/I-56119-080000028056605a.pdf (Erişim tarihi: 21.08.2026)
[26] T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Ortak Savunma Anlaşması imzalandı”, 07.08.2026. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/turkiye-suudi-arabistan-ve-pakistan-arasinda-ortak-savunma-anlasmasi-imzalandi (Erişim tarihi: 21.08.2026)