Bugun...


Tarihçi-Yazar Hüseyin Alpaslan

facebook-paylas
ON EMİR EFSANESİ VE GERÇEKLER
Tarih: 06-06-2026 09:05:00 Güncelleme: 06-06-2026 09:12:00


Sözde soykırım savunucuları, tehcir iddialarını yalnızca 1910 yılındaki Selanik Kongresi’nde yapıldığı öne sürülen gizli görüşmelere ve Talat Bey’in konuşmalarına dayandırmakla kalmazlar; aynı zamanda 1914 yılının sonlarında Osmanlı hükûmeti tarafından yapılan gizli bir toplantıda "On Emir" adı verilen bir planın uygulamaya konduğunu ve Ermenilerin bu doğrultuda imha edildiğini ileri sürerler. Peki, "iddialar" başlığı altında sıkça önümüze getirilen bu suçlamanın tarihî ve hukuki gerçekliği nedir?

Gelin, bu iddiaları dönemin belgeleri ve uluslararası arşivlerin ışığında cevaplayalım:

 

İstanbul’un "Sahte Belge" Pazarı

Söz konusu "On Emir" belgesinin ele geçirildiği iddia edilen 1919 yılında, işgal altındaki İstanbul adeta tüm devletlerin casuslarının cirit attığı bir merkez hâline gelmişti. Ülkelerin istihbarat örgütleri, kendi siyasi ajandalarına hizmet edecek belgeler elde etmek için her yolu deniyordu. Bu dönemde, büyük paralar karşılığında sahte belgeler üreterek yabancı servislere pazarlayan birtakım Osmanlı memurları da türemişti.

Ünlü tarihçi Guenter Lewy eserinde, İstanbul’daki bu kaotik durumu teyit etmek amacıyla İngiliz Binbaşı Cameron’un 25 Şubat 1920 tarihli çarpıcı bir raporuna yer verir. İngiliz subay, raporunda durumu açıkça şöyle itiraf etmektedir:

"Türk başkentinde faaliyet gösteren çok sayıda ülkenin gizli servis örgütü vardı ve doğal olarak bunların hepsi orijinal belge veya fotoğraflar elde etmek için can atıyorlardı. Bu şartlar altında, söz konusu tarife uyan malların satıldığı epey geniş bir pazar oluştu ve burada pazarlanmak üzere düzenli olarak sahte belge üretimi de başladı."

Binbaşı Cameron’un bu tespitleri, o dönem İstanbul’unda el altından piyasaya sürülen belgelerin güvenilirliği hakkında net bir fikir vermektedir.

Mantık Hatası ve Amerikan Arşivlerindeki Şüphe

Esad Bey adında bir şahsın el yazısı olduğu düşünülen bu müsveddelerin imha edilmeyip ortada bırakılması, alınan kararların gizliliği ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin son derece sıkı olan hücresel yapısı düşünüldüğünde, doğruluğu imkânsız bir senaryodur.

Ermeni gazetesi Vechinhour tarafından 23 Mart 1919 tarihinde yayınlanan bu "On Emir", ABD Yüksek Komiseri tarafından üç gün sonra Washington’a gönderilmiştir. Ancak Lewy’nin aktardığına göre, ABD Yüksek Komiseri Heck bile belgenin gerçek olup olmadığını bilmediğini, yalnızca tehcir uygulamalarındaki talimatlarla benzerlik taşıdığını söylemekle yetinmiştir. Yani belgenin aslına dair hiçbir somut kanıt sunulamamıştır.

 

Hukuken Reddedilen Bir Metin

Bu iddiayı tamamen çürüten en büyük darbe ise hukuki süreçlerde yaşanmıştır:

Yerel Mahkemeler: "On Emir" olduğu iddia edilen belgeler, 1919-1922 yılları arasında İstanbul'da yapılan tehcir yargılamalarında hiçbir şekilde delil olarak kabul edilmemiş ve mahkemelerde hiç kullanılmamıştır.

Malta Sürgünleri: Tehcir suçlamasıyla Malta’ya sürülerek Ermeni kırımı iddiasıyla yargılanmak istenen İttihat ve Terakki hükûmetlerinin ileri gelenleri hakkında toplanan dosyaların içine bu "On Emir" belgeleri de iliştirilmişti. Ancak İngiliz Kraliyet hukuk danışmanları ve Kraliyet savcılık makamı, kendilerine iletilen bu belgelerin doğruluğu kanıtlanamadığı için mahkemeye delil olarak sunulamayacağına karar verdiler.

İstanbul’da bulunan İngiliz yetkililer de "gizli" olduğu öne sürülerek kendilerine büyük paralarla satılmak istenen bu belgelerin sahte olduğuna zamanla kanaat getirdiler. Dahası, İngilizlerin bu müsveddeleri yazdığı iddia edilen Esad Bey hakkında hiçbir soruşturma yapmamış olmaları belgeye duydukları şüpheyi kanıtlar niteliktedir. Üstelik bu Esad Bey’in, 1919 yılının ekim ayına kadar İstanbul İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından casus olarak kullanılması, meselenin arkasındaki farklı komploları ve operasyonel niyetleri de açıkça akla getirmektedir.

Sonuç

Netice itibarıyla; "On Emir" belgesi, sözde Ermeni soykırımı iddialarını desteklemek amacıyla öne sürülen, ancak güvenilirliği ciddi biçimde tartışmalı, hatta çürütülmüş bir propaganda malzemesinden ibarettir.

Belgenin ne dönemin yerel tehcir yargılamalarında ne de uluslararası nitelikteki Malta süreçlerinde delil olarak kabul görmemesi, hukuki geçerlilikten tamamen yoksun olduğunu göstermektedir. Dönemin İngiliz yetkililerinin bile güven duymadığı bu metin, sahtecilik olasılığını tartışmasız bir şekilde güçlendirmektedir.

Önemli tarihî meselelerde ileri sürülen iddiaların; siyasi manipülasyonlara veya istihbarat pazarlarında üretilen sahte evraklara değil; sağlam, tutarlı ve doğrulanabilir belgelere dayandırılması gerektiği, bu örnek özelinde bir kez daha açıkça ortaya çıkmaktadır.

Hüseyin Alpaslan

Tarihçi-Yazar

Kaynaklar

  1. Hüseyin Alpaslan, Ermeni İddialarına Tarihi Reddiye, Nobel Bilimsel Eserler, Ankara, 20026, s. 167-168.
  2. Guenter Lewy, 1915 Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu? çev. Ceren Elitez, Timaş Yayınları, İstanbul, s. 88- 89.
  3. Binbaşı Cameron’un Raporu, 25 Şubat 1920, WO, 32/5620/5897.




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI