Tarih, yalnızca tozlu raflarda saklanan vesikalardan ibaret değildir; bugünü anlamak, geleceğe yön vermek için canlı bir hafızadır. 1915 yılında cephe gerisinde patlak veren ve Osmanlı Devleti’ni Geçici Sevk ve İskân Kanunu gibi radikal bir güvenlik tedbiri almaya mecbur bırakan hadiselerden birisi olan Zeytun İsyanı, aradan geçen bir asra rağmen günümüzün küresel siyaset ve vekâlet savaşları denklemine ışık tutmaya devam ediyor.
Bugün "Ermeni Sorunu" veya "Soykırım iddiaları" adı altında önümüze konulan uluslararası baskı mekanizmasının şifrelerini çözmek için, 1915’in Zeytun’una ve o dönemin aktörlerinin kendi itiraflarına bakmak yeterlidir.İçeride İsyan, Dışarıda Diplomatik İttifak.jpeg)
Zeytun’da yaşananlar hiçbir zaman yerel bir asayiş problemi ya da masum bir hak arayışı olmamıştır. Dönemin Fransız diplomatik arşivleri, The Near East gibi yabancı dergiler ve bizzat Ermeni komite liderlerinin yazışmaları, bölgenin nasıl küresel bir manipülasyon merkezine dönüştürüldüğünü açıkça kanıtlıyor.
Mıgırdıçyan’ın 28 Mayıs 1915’te Paris’teki Bogos Nubar’a gönderdiği telgrafta telaffuz edilen "yirmi bin kişilik direnişçi" vurgusu ve dış destek arayışı, meselenin çapını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, turnusol kâğıdı niteliğindeki en somut itiraf, bölgedeki Ermeni çetelerinin liderlerinden Aram Çavuş’un Teğmen Edip Bey’e söylediklerinde saklıdır:
"Fransızlar, Ermeni gönüllüleri ilerlerken bizi de Haçin’e gönderdiler... Esasen Zeytun’a gelmekliğim Fransız Komutanı ile kararlaştırılmış bir mesele idi."
Bu sözler; Osmanlı’nın cephede varlık yokluk mücadelesi verdiği bir dönemde, içerideki unsurların İtilaf Devletleri’nin jeopolitik çıkarlarına nasıl açık bir lojistik ve askeri malzeme haline geldiğinin en çıplak tescilidir.
Dünün Komitelerinden Bugünün Lobilerine
Peki, dün Zeytun, Van, Bitlis ve Erzurum’da orduyu arkadan vuran, ikmal hatlarını kesen ve Müslüman halkı katlederek cephe gerisini istikrarsızlaştıran bu akıl bugün nerede?
Bugün o günkü silahlı Hınçak ve Taşnak çetelerinin yerini; parlamentolarda asılsız kararlar çıkartmaya çalışan, diasporanın finansal gücüyle Türkiye’yi uluslararası arenada sıkıştırmayı hedefleyen modern lobiler almıştır. Strateji aynı, yalnızca araçlar değişmiştir:
Dün: Cephe gerisinde kalkışma çıkarmak ve yabancı devletlerden askeri müdahale talep etmek.
Bugün: Sözde soykırım iddialarıyla Türkiye’yi tazminat ve toprak taleplerine zemin hazırlayacak diplomatik bir kıskaca almak.
Dün Fransız ve Rus askeri makamlarına raporlar sunarak Anadolu’nun paylaşılmasında rol kapmaya çalışan "dış destekli siyaset", bugün batılı başkentlerin Türkiye üzerindeki yaptırım ve baskı politikalarına malzeme üretmektedir.
Devletin Haklı Beka Refleksi
Zeytun örneği, Osmanlı idaresinin 1915’te uygulamaya koyduğu sevk ve iskân politikasının ne kadar kaçınılmaz, meşru ve hayati bir güvenlik refleksi olduğunu tarih huzurunda bir kez daha doğrulamaktadır. Hiçbir devlet, sınırları içinde yirmi bin kişilik silahlı ve dış güdümlü bir yapının orduyu istikrarsızlaştırmasına seyirci kalamazdı.
Bugün de Türkiye, sınır hatlarında veya bölgesel krizlerde kendi milli güvenliğini korumak adına adımlar attığında, karşısında yine aynı küresel aktörleri ve onların yerel vekillerini bulmaktadır. Yüzyıl önce Zeytun’da sahnelenen oyun, bugün bölücü terör örgütlerine verilen tırlar dolusu silah desteğinde, sınırımızda kurulmak istenen terör koridorlarında varlığını sürdürmektedir.
Son Söz
Tarihsel vesikalar ve bizzat Ermeni aktörlerin diplomatik iletileri, Türkiye’ye karşı yürütülen tarihi karalama kampanyalarının altını boşaltmaktadır. Zeytun’da başlayan ve günümüz diaspora siyasetine kadar uzanan bu süreç göstermektedir ki; coğrafya değişmediği gibi, emperyalizmin bölgedeki aparatları ve stratejileri de değişmemiştir.
Türkiye için dün Zeytun’da kamu düzenini korumak ne kadar elzemse, bugün de modern tehditlere karşı aynı kararlılığı göstermek bir beka borcudur. Tarihten ders almayanlar için tarih, ne yazık ki tekerrürden ibaret kalacaktır.
Hüseyin Alpaslan
Tarihçi-Yazar
Kaynaklar