Birinci Dünya Savaşı’nın en kritik virajlarından biri olan 1915 yılında, Akdeniz’in güney ucunda yükselen Musa Dağı, yalnızca coğrafi bir kütle olmanın ötesine geçerek küresel jeopolitiğin sahnelendiği sarp bir tiyatro zeminine dönüştü. Dönemin Taşnak ve Hınçak gibi Ermeni komitelerinin organizasyonuyla, Osmanlı Devleti’nin meşru güvenlik tedbiri olan sevk ve iskân emirlerine riayet etmeyen gruplar, sistemli bir şekilde silahlanarak Musa Dağı’nın sarp yamaçlarına çekildiler. Bugün Batı literatüründe kurgusal romanlarla "ani ve zorunlu bir sığınma" olarak parlatılmaya çalışılan bu isyan, tarihî vesikaların ışığında incelendiğinde, arkasındaki emperyalist suflörleri net bir şekilde faş etmektedir.
Nitekim dağdaki silahlı mukavemet devam ederken, Akdeniz açıklarında adeta nöbet tutan Fransız donanmasına ait savaş gemilerinin bölgeye hızla intikal ederek yaklaşık 4 bin Ermeni isyancıyı Port Said Limanı’na tahliye etmesi, tesadüfi bir "insani yardım" operasyonu değildi. Bu tahliye; Osmanlı Devleti’ni güneyden kuşatmak, cephe gerisinde bir iç cephe açarak Türk ordusunun lojistik hatlarını felç etmek isteyen İtilaf Devletleri’nin hesaplı bir askeri hamlesiydi.
Bu olaydan yalnızca sekiz ay sonra, 16 Mayıs 1916’da İngiltere ve Fransa arasında imzalanan gizli Sykes-Picot Antlaşması, Musa Dağı’ndaki tiyatronun asıl suflesini gözler önüne seriyordu. Ortadoğu’yu ve Anadolu’nun güneyini (Kilikya, Adana, Suriye kıyı şeridi) kendi aralarında paylaşan emperyalist güçler, bölgedeki Ermeni unsurları "bağımsız devlet" vaatleriyle kandırarak kendi sömürge haritalarının sahada birer ön provası olarak kullandılar. Emperyalizmin bu sadık kullanışlılığı, savaş sonrasında sahadaki Türk ulusal direnişi karşısında reel politik bir yüke dönüşünce, Batılı efendiler verdikleri sözleri "bağlayıcılığı olmayan pragmatik beyanlar" olarak nitelendirip hızla geri adım attılar.
Ancar, homojen Taşnak ideolojisinin egemen olduğu, dışarıya kapalı, militarist ve tarihsel husumeti canlı tutan bir "hafıza mekânı" ve adeta Lübnan içindeki bir "Musa Dağı enklavı" olarak tasarlanmıştır. Ancak emperyalizmin bölgeye ektiği bu nifak tohumu, I. Dünya Savaşı ile sınırlı kalmadı. Hatay’ın 1939’da ana vatana katılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı reddederek Fransız mandasındaki Lübnan’a göç eden Musa Dağı Ermenileri, Beka Vadisi’nde yeni bir radikalizm üssünün temelini attılar.
.jpg)
1. Beka Vadisi’nde Yeni Bir Musa Dağı: Ancar’ın Kuruluşu
1938-1939 yıllarında Sancak (Hatay) bölgesinin Türkiye Cumhuriyeti’ne katılım süreci kesinleştiğinde, Fransa bölgedeki Ermeni nüfusu kendi manda idaresi altındaki Suriye ve Lübnan’a nakletmek üzere kapsamlı bir planı devreye sokmuştur. Musa Dağı etrafındaki köylerden ayrılan yaklaşık 1.050 aile (yaklaşık 5.000 kişi), Fransız askeri kamyonlarıyla Lübnan’ın Suriye sınırına yakın, stratejik ehemmiyete sahip Beka Vadisi’ne taşınmıştır.
Fransız manda yönetimi, bu nüfus için Beka Vadisi’nde yer alan ve antik bir Emevi kenti kalıntılarını barındıran Ancar (Hauchte Ammiq) bölgesini tahsis etmiştir. 1939-1940 yıllarında zorlu kış şartları ve sıtma salgınlarıyla kurulan Ancar kasabası, Musa Dağı’ndaki köy yapısını aynen muhafaza edecek şekilde idari birimlere bölünmüştür.
2. 1970'ler Lübnan İç Savaşı ve Beka'nın Terör Üssüne Dönüşmesi
1975 yılında patlak veren Lübnan İç Savaşı, ülkenin güneyini ve Beka Vadisi’ni uluslararası terör örgütlerinin, gerilla kamplarının ve radikal hareketlerin serbestçe faaliyet gösterdiği birer kontrolsüz alana dönüştürmüştür. Özellikle Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Suriye istihbaratının (El-Muhaberat) vadedeki mutlak hakimiyeti, Türkiye’yi hedef alan terör yapıları için ideal bir asayiş boşluğu yaratmıştır.
Bu dönemde, Türkiye’nin dış temsilciliklerini ve diplomatlarını hedef alan ASALA (Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) terör örgütü, militan devşirme, lojistik üslenme ve propaganda faaliyetlerinde Beka Vadisi’ni merkez üssü olarak kullanmıştır. Ancar kasabasının milliyetçi/Taşnak dokusu ve sarp Beka topoğrafyasına yakınlığı, ASALA’nın bölgedeki insan kaynağı havuzunu besleyen en önemli damarlardan biri olmuştur.
3. PKK ile ASALA’nın Beka Ortaklığı ve Ancar Bağlantısı
1979 yılından itibaren Abdullah Öcalan ve beraberindeki PKK kadrolarının Suriye üzerinden Lübnan’a (Beka Vadisi’ne) geçmesi, bölgedeki terör dinamiklerinde yeni bir ittifak modelini beraberinde getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü hedef alan bu iki yapı, "ortak düşman" algısı üzerinden hızlı bir entegrasyon sürecine girmiştir.
4. Musa Dağı Ermenileri Torunlarının PKK İçindeki Organik Rolü
Ancar’da büyüyen ve Musa Dağı isyanının anlatılarıyla radikalleştirilen bazı Ermeni gençler, 1980’li ve 90’lı yıllarda ASALA’nın tasfiye edilmesinin ardından veya eş zamanlı olarak PKK saflarına katılmışlardır. Türk istihbarat raporlarına ve dönemin askeri mahkeme kayıtlarına yansıyan verilere göre, Beka Vadisi doğumlu birçok Lübnan Ermenisi, PKK’nın dağ kadrosunda ve lojistik ağlarında görev almıştır.
|
Örgüt İçi Yapılanma / Bağlantı Türü |
Fonksiyonu ve Tarihsel Arka Planı |
|---|---|
|
Lojistik ve Tedarik Hatları |
Beka Vadisi ile Suriye (Şam/Halep) arasındaki güvenli hatların tesisi; Ancar-Zahle hattındaki yerel imkanların örgüt lehine kullanılması. |
|
Kurye ve İstihbarat Ağı |
Avrupa ile Beka arasındaki finans ve militan trafiğinde, Lübnan Ermenilerinin sahip olduğu pasaport ve dil avantajlarının PKK tarafından dezenformasyon amacıyla kullanılması. |
|
Sözde Doğu Gençlik Teşkilatları |
ASALA sonrası dönemde, PKK’nın "Ermeni Masası" bünyesinde yer alan ve kökeni Musa Dağı/Ancar göçmenlerine dayanan militanların, örgütün ideolojik eğitim revizyonunda rol oynaması. |
Suriye’nin 1998 Adana Mutabakatı’na kadar PKK’yı Beka’da himaye etme politikasında, vadideki yerel Ermeni unsurların (Ancar merkezli yapıların) istihbarî istikrar sağlamadaki rolü, dönemin askeri raporlarında "bölgesel bir asayiş paktı" olarak nitelendirilmiştir.
Sonuç
Musa Dağı’nda 1915 yılında emperyalistlerin himayesinde başlayan, ardından Port Said, Hatay ve nihayetinde Lübnan’ın Beka Vadisi’ndeki Ancar kasabasına uzanan göç kronolojisi; yalnızca bir nüfus hareketi değil, aynı zamanda ideolojik bir radikalleşme coğrafyasının inşasıdır. Musa Dağı Ermenilerinin torunlarının bir kısmı, 20. yüzyılın son çeyreğinde Beka Vadisi'nin sunduğu jeopolitik istikrarsızlıktan faydalanarak Türkiye’ye karşı husumet besleyen terör örgütlerine ev sahipliği yapmış ve bu örgütlerle organik bağlar kurmuştur.
ASALA ve PKK’nın Beka’daki kamplarında kurulan stratejik ortaklık, Ancar’ın lojistik şemsiyesi ve insan kaynağı desteğiyle tahkim edilmiştir. Dolayısıyla, Musa Dağı hadisesinin sosyo-politik uzantıları incelendiğinde; meselenin I. Dünya Savaşı'nda kalmadığı, asırlar boyu aktarılan kurgusal ve militarist anlatıların Orta Doğu’daki asimetrik savaş ve terör terminolojisinde (özellikle PKK/ASALA ekseninde) somut birer lojistik ve organik unsura dönüştüğü açık bir tarihsel gerçektir.
Hüseyin Alpaslan
Tarihçi-Yazar