İsmail Cingöz
Trump Doktrininin Sınırları ve İran Dosyasında Diplomasiye Dönüş
Özet
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında Haziran 2026'da üzerinde uzlaşı sağlandığı açıklanan ön mutabakat, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimin azaltılması bakımından değil, aynı zamanda ABD dış politikasındaki süreklilik ve değişim tartışmaları açısından da dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde sert şekilde eleştirdiği ve ABD tarihinin "en kötü anlaşması" olarak nitelendirdiği 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmiş olması, bugün ortaya çıkan yeni mutabakatın içerdiği hükümlerle birlikte yeniden değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Bu çalışma, Obama döneminde imzalanan JCPOA ile 2026 ön mutabakatını karşılaştırmakta ve Trump yönetiminin geçmişte eleştirdiği bazı ilkeleri fiilen yeniden kabul edip etmediğini incelemektedir.
Anahtar Kelimeler: ABD, İran, Donald Trump, JCPOA, Nükleer Diplomasi, Yaptırımlar, Ortadoğu.
Giriş
Uluslararası siyasette liderler çoğu zaman seleflerinin politikalarını eleştirerek iktidara gelirler; ancak devletlerin jeostratejik çıkarları siyasi söylemlerden daha kalıcıdır. Bu nedenle dış politika tarihinde en dikkat çekici paradokslardan biri, sert biçimde reddedilen politikaların değişen koşullar altında yeniden benimsenmesidir. ABD'nin İran politikası bu durumun en çarpıcı örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Donald Trump'ın "ABD tarihinin en kötü anlaşması" olarak nitelendirerek terk ettiği nükleer diplomasi yaklaşımının bazı temel unsurları, bugün yeniden Washington'ın müzakere masasına taşıdığı araçlar arasında görünmektedir. Bu çerçevede, Barack Obama yönetimi tarafından yürütülen diplomatik süreç sonucunda 14 Temmuz 2015 tarihinde İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimî üyesi ve Almanya arasında Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) imzalanmıştır.[1]
Uluslararası ilişkiler literatüründe devlet davranışlarının açıklanmasında realizm, dış politika söylemlerinden ziyade güç dengeleri ve ulusal çıkarların belirleyici olduğunu ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, liderlerin ideolojik söylemleri ile uygulanan politikalar arasındaki farklılıkların anlaşılmasında önemli bir teorik zemin sunmaktadır.
Trump yönetimi ise göreve geldikten sonra anlaşmayı ağır şekilde eleştirmiş, İran'ın bölgesel faaliyetlerini sınırlamadığını ve nükleer programı tamamen ortadan kaldırmadığını savunmuştur. Bunun sonucunda ABD, 8 Mayıs 2018 tarihinde anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş ve İran'a yönelik "maksimum baskı" stratejisini uygulamaya koymuştur.[2] Ancak 2026 yılında taraflar arasında ortaya çıkan yeni mutabakat taslağı, Trump'ın geçmişte reddettiği diplomatik yaklaşımın bazı unsurlarına geri dönüldüğü yönünde yorumlara neden olmaktadır.
JCPOA'nın Temel Mantığı
JCPOA'nın temel amacı İran'ın nükleer faaliyetlerini uluslararası denetime açmak ve nükleer silah geliştirme ihtimalini sınırlandırmaktı. Bu çerçevede İran;
Uranyum zenginleştirme kapasitesini sınırlandırmayı,
Santrifüj sayısını azaltmayı,
Zenginleştirilmiş uranyum stoklarını düşürmeyi,
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) kapsamlı denetimlerini kabul etmeyi
taahhüt etmişti.[3]
Buna karşılık ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların önemli bir bölümü kaldırılmıştır. Obama yönetiminin yaklaşımı, İran'ın tamamen teslim alınmasından ziyade, nükleer programının kontrol altına alınması ve uluslararası sisteme kısmen entegre edilmesi esasına dayanıyordu.

Trump'ın İtirazları ve Maksimum Baskı Politikası
Donald Trump, JCPOA'nın üç temel eksiklik taşıdığını savunmuştur.
Birincisi, anlaşma İran'ın nükleer altyapısını tamamen ortadan kaldırmamaktadır.
İkincisi, balistik füze programı kapsam dışında bırakılmıştır.
Üçüncüsü ise İran'ın bölgesel nüfuz faaliyetleri ve vekil güçleri konusunda herhangi bir sınırlama öngörülmemektedir.[4]
Bu nedenle Trump yönetimi, ekonomik yaptırımların artırılması yoluyla İran'ı daha kapsamlı bir anlaşmaya zorlamayı hedeflemiştir. Ancak uygulamada bu strateji İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmak yerine hızlandırmıştır. IAEA raporları, ABD'nin çekilmesinden sonra İran'ın uranyum zenginleştirme oranını ve stoklarını önemli ölçüde artırdığını göstermiştir.[5]
Dolayısıyla maksimum baskı politikası İran ekonomisini zayıflatmış olsa da nükleer programı durdurma hedefinde beklenen sonucu üretememiştir.
2026 Ön Mutabakatının Ortaya Çıkışı
2026 yılında yaşanan ABD-İran askeri gerilimi ve bunu takip eden sınırlı askeri çatışmalar, tarafları yeniden müzakere masasına oturmaya zorlamıştır.
Basına yansıyan bilgilere göre ön mutabakat;
Karşılıklı saldırıların durdurulmasını,
Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasını,
İran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğine ilişkin taahhüdünü,
Petrol ihracatına yönelik bazı kısıtlamaların gevşetilmesini,
İran'a ait bazı mali varlıkların serbest bırakılmasını,
Nihai anlaşma için belirli süreli bir müzakere takvimi oluşturulmasını
öngörmektedir.[6]
Bu durum, tarafların askeri çatışma riskini azaltmaya öncelik verdiğini göstermektedir.
Trump Gerçekten Daha Tavizkâr mı?
Yeni mutabakata yönelik en dikkat çekici tartışma budur.
İlk bakışta Trump'ın geçmişte sert şekilde eleştirdiği bazı uygulamaların bugün yeniden gündeme geldiği görülmektedir.
Örneğin JCPOA'da yaptırımların kaldırılması belirli teknik yükümlülüklere bağlanmıştı. Buna karşılık 2026 ön mutabakatında ekonomik rahatlama unsurlarının daha erken aşamada gündeme gelmesi dikkat çekmektedir.
Benzer şekilde JCPOA son derece ayrıntılı teknik hükümler içerirken yeni metin daha genel siyasi prensipler üzerinden ilerlemektedir. Bu nedenle bazı uzmanlar yeni mutabakatın İran açısından daha avantajlı bir başlangıç noktası sunduğunu ileri sürmektedir. Ancak bu noktada farklı bir değerlendirme yapmak da mümkündür.
Trump yönetimi açısından öncelikli hedef artık İran'ın nükleer altyapısını tamamen ortadan kaldırmak değil, bölgesel savaşı engellemek olabilir. Bu durumda anlaşmanın ölçütü nükleer programı sonlandırmak değil, çatışmayı kontrol altında tutmak hâline gelmektedir. Dolayısıyla taviz görüntüsü veren unsurlar aslında değişen stratejik önceliklerin sonucu olarak da değerlendirilebilir.
Asıl dikkat çekici husus, Trump yönetiminin 2018 yılında "İran'a ekonomik rahatlama sağlamak stratejik bir hata olacaktır" tezini savunurken, 2026 itibarıyla benzer ekonomik teşvikleri müzakere sürecinin temel araçlarından biri olarak kullanmaya başlamasıdır. Bu durum yalnızca taktik bir değişiklik değil, aynı zamanda maksimum baskı stratejisinin sınırlarının fiilen kabul edilmesi olarak da yorumlanabilir. Başka bir ifadeyle ABD, İran'ın davranışlarını yalnızca yaptırımlarla değiştiremeyeceğini kabul ederek yeniden diplomasiye yönelmiş görünmektedir.
JCPOA (2015) ile ABD-İran Ön Mutabakatı (2026) Karşılaştırma Tablosu
|
Konu |
JCPOA (2015) |
Ön Mutabakat (2026) |
|
Nükleer faaliyetler |
Ayrıntılı teknik sınırlamalar |
Genel siyasi taahhütler |
|
Denetim mekanizması |
IAEA kapsamlı denetimleri |
Henüz net değil |
|
Yaptırımlar |
Kademeli kaldırma |
Kısmi gevşeme |
|
İran varlıkları |
Aşamalı erişim |
Erken erişim |
|
Temel amaç |
Nükleer programı sınırlandırmak |
Çatışmayı önlemek |
Sonuç olarak;
2026 ABD-İran ön mutabakatı yalnızca iki ülke arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik diplomatik bir girişim değil, aynı zamanda son on yılın Amerikan dış politikasının yeniden değerlendirilmesini gerektiren stratejik bir gelişmedir.
Obama döneminde imzalanan JCPOA ile yeni mutabakat arasında önemli farklılıklar bulunsa da her iki girişim de yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran'ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması mantığına dayanmaktadır.
Bu durum, Donald Trump'ın yıllarca eleştirdiği diplomatik yaklaşımın bazı temel unsurlarının fiilen yeniden gündeme geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla İran dosyası, uluslararası ilişkilerde ideolojik söylemlerden çok stratejik gerçeklerin belirleyici olduğunu ortaya koyan güncel bir örnek niteliği taşımaktadır.
Eğer nihai anlaşma İran'a yönelik yaptırımların önemli ölçüde gevşetilmesi karşılığında nükleer faaliyetlerin sınırlandırılmasını öngörürse, Trump yönetiminin zamanında reddettiği diplomatik çerçeveye önemli ölçüde yaklaşmış olduğu yönündeki değerlendirmeler daha güçlü bir akademik zemine kavuşacaktır.
Bazen devletler savaşarak ulaşamadıkları hedeflere, müzakere ederek geri dönmek zorunda kalırlar. İran dosyasında yaşanan gelişmeler, Washington açısından tam da böyle bir stratejik paradoksa işaret etmektedir.
Bununla birlikte, 2026 ön mutabakatının nihai bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belirsizdir. Taraflar arasındaki derin güvensizlik, bölgesel rekabet ve iç siyasi dinamikler sürecin önündeki temel engeller olmaya devam etmektedir. Bu nedenle mevcut mutabakat, kalıcı bir çözümden ziyade kontrollü bir gerilim yönetimi mekanizması olarak değerlendirilmelidir.
:
İsmail Cingöz; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
[1] Joint Comprehensive Plan of Action, Vienna, 14 July 2015. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.europarl.europa.eu/cmsdata/122460/full-text-of-the-iran-nuclear-deal.pdf (Erişim Tarihi: 18.06.2026)
[2] Remarks by President Trump on the Joint Comprehensive Plan of Action, May 8, 2018, https://trumpwhitehouse.archives.gov/briefings-statements/remarks-president-trump-joint-comprehensive-plan-action/ (Erişim Tarihi: 18.06.2026)
[3] Verification and monitoring in the Islamic Republic of Iran in light of United Nations Security Council resolution 2231 (2015), IAEA Atoms for Peace and Development, Board of Governors, 31 May 2025.chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.iaea.org/sites/default/files/25/06/gov2025-24.pdf (Erişim Tarihi: 18.06.2026)
[4] President Donald J. Trump is Ending United States Participation in an Unacceptable Iran Deal, May 8, 2018. https://trumpwhitehouse.archives.gov/briefings-statements/president-donald-j-trump-ending-united-states-participation-unacceptable-iran-deal/ (Erişim Tarihi: 18.06.2026)
[5] Fact Sheet: The Iran Deal, Then and Now, March 10 2021. https://armscontrolcenter.org/the-iran-deal-then-and-now/ (Erişim Tarihi: 18.06.2026)
[6] Hakan Çopur, ABD'li Yetkili, ABD İle İran Arasında Varılan 14 Maddelik Mutabakatı İlk Kez Paylaştı, 18.06.2026. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdli-yetkili-abd-ile-iran-arasinda-varilan-14-maddelik-mutabakati-ilk-kez-paylasti/3970173 (Erişim Tarihi: 18.06.2026)