28 Şubat 2026’dan bu yana Amerika Birleşik Devletleri (ABD) - İran hattında yaşanan çatışmalar, klasik bir askerî kriz olmaktan çıkarak çok katmanlı bir diplomatik pazarlığa dönüşmüştür. Bugün gelinen aşamada Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, “barışa hiç bu kadar yakın olunmadığı” yönündeki açıklamalarla yeni bir safhaya girmiş görünmektedir. Ancak Washington, Tahran, İslamabat ve bölgesel aktörlerden gelen çelişkili beyanlar, sürecin henüz nihai bir barıştan ziyade kontrollü bir ateşkes ve çerçeve mutabakat arayışı olduğunu göstermektedir.[1]
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ABD ile İran arasında nihai metin üzerinde uzlaşıldığını açıklaması, İslamabad’ın yalnızca kolaylaştırıcı değil, diplomatik mimar rolüne soyunduğunu göstermektedir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nın mutabakat zaptına “hiç bu kadar yakın olunmadığı” yönündeki ifadesi de Tahran’ın mevcut şartlarda çatışmayı sınırlama arayışında olduğunu düşündürmektedir.[2] Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump’ın İran kaynaklı sızıntıların “bahse konu metinle ilgisi olmadığı” açıklaması, tarafların kamuoylarına farklı metinler anlattığını ortaya koymaktadır.[3]
Bu noktada temel sorun, tarafların barışı aynı şekilde tanımlamamasıdır. ABD açısından öncelik; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum kapasitesinin sınırlandırılması ve bölgesel vekil kuvvet ağlarının kontrol altına alınmasıdır. İran açısından ise öncelik; liman ablukasının kaldırılması, dondurulmuş varlıklara erişim, yaptırımların kademeli hafifletilmesi ve Hürmüz’de savaş öncesi statükoya dönülmemesi[4] ve Hürmüz’de egemenliğin Umman ile paylaşılmasıdır.
Bu nedenle gündemdeki metin bir “kapsamlı barış anlaşması” olmaktan çok, çatışmayı durduracak bir ön mutabakat niteliğindedir. Nükleer dosyanın daha sonraki teknik görüşmelere bırakılması, tarafların en zor başlığı şimdilik ertelediğini göstermektedir. Bu, diplomatik açıdan rasyonel; stratejik açıdan ise kırılgan bir tercihtir; çünkü nükleer mesele çözülmeden ABD-İran hattında kalıcı güven üretmek zordur.
Krizin merkezinde Hürmüz Boğazı’nın bulunduğu açıktır. Dünya enerji güvenliğinin en hassas geçiş noktalarından biri olan bu hat, yalnızca İran ile ABD arasında değil; Hindistan, Çin, Körfez ülkeleri, Avrupa ve küresel piyasa aktörleri açısından da hayati önemdedir. ABD’nin İran bağlantılı olduğu gerekçesiyle bazı ticari gemilere müdahalesi ve bu saldırılarda Hindistanlı denizcilerin ölmesi, krizin üçüncü ülkeleri de içine çekme potansiyelini açıkça göstermiştir.[5]

Poster/Afiş: İsmail Cingöz
Hindistan’ın Washington’a yönelik diplomatik protestosu, ABD açısından dikkatle okunması gereken bir uyarıdır; çünkü Yeni Delhi, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinde önemli bir ortak olmakla birlikte, enerji güvenliği ve stratejik özerklik konularında Washington’ın her adımını desteklemek zorunda olduğu anlamı taşımadığı unutulmamalıdır. Zira bu olay, ABD’nin İran’a baskı uygularken dost ve müttefik ülkelerin kamuoylarını da karşısına alma riski taşıdığını göstermiştir.
İsrail’in sürece dışarıdan bakışı ise ayrı bir kırılganlık üretmektedir. Tel Aviv, İran’ın nükleer ve bölgesel kapasitesinin yeterince sınırlandırılmadığı bir anlaşmayı güvenlik tehdidi olarak görecektir. Bu nedenle Washington'daki Kongre çevreleri, savunma lobileri ve İsrail'in güvenlik kaygılarını önceleyen politika ağlarının anlaşmaya yönelik itirazlarının artması halinde, sürecin uygulanabilirliği ciddi şekilde zorlaşabilir.
Sonuç olarak;
İslamabad süreci, ABD-İran krizinde diplomatik bir fırsat penceresi açmıştır. Ancak bu pencere dar, kırılgan ve sabotajlara açıktır. Taraflar aynı metni imzalasa bile aynı anlamı yüklemeyebileceği görülmektedir. Bu nedenle asıl mesele, anlaşmanın imzalanması değil; uygulanabilir, denetlenebilir ve bölgesel aktörlerce kabul edilebilir hâle getirilmesidir.
Önümüzdeki yaklaşık 90 günlük sürecin anlaşmanın kaderini belirleyeceği söylenebilir. Eğer taraflar Hürmüz Boğazı'nın statüsü ve yaptırımların kademeli kaldırılması konusunda teknik mekanizmalar oluşturabilirse, süreç kalıcı müzakerelere evrilebilir. Aksi halde mevcut mutabakatın yalnızca çatışmaları geçici olarak donduran bir ara formül olarak kalması kuvvetle muhtemel görülmektedir.
Türkiye açısından bakıldığında ise hem NATO üyesi kimliği hem de İran ile sahip olduğu tarihsel komşuluk ilişkileri nedeniyle bu süreçte yalnızca gözlemci değil, gerektiğinde kolaylaştırıcı diplomatik rol üstlenebilecek az sayıdaki aktörden biridir. Hürmüz Boğazı’nın açılması enerji piyasalarında rahatlama sağlayabilir; ancak İran’ın zayıflatılması ya da İsrail-İran geriliminin yeniden tırmanması bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Ankara’nın çıkarları, çatışmanın genişlemediği, deniz ticaretinin güvence altına alındığı, nükleer dosyanın diplomasiyle yönetildiği ve bölgesel güçlerin dışlanmadığı bir güvenlik mimarisinin kurulmasında olduğu muhakkaktır.
Bu bağlamda İslamabad Mutabakatı, eğer doğru yönetilebilirse yalnızca ABD ile İran arasında değil, Orta Doğu’da yeni bir güvenlik denklemi için de başlangıç olabilir; fakat yanlış yönetilirse, bu süreç barışın değil, daha büyük bir savaş öncesi taktik molanın adı olarak tarihe geçebileceği de unutulmamalıdır.
Son söz olarak; bugün tartışılan mesele yalnızca ABD ile İran arasında bir ateşkes anlaşması değildir. Asıl mesele, Soğuk Savaş sonrası dönemde çözülen küresel ve bölgesel güvenlik mimarilerinin yerine neyin konulacağıdır. Eğer İslamabad süreci başarıya ulaşırsa Orta Doğu'da yeni bir güvenlik düzeninin temelleri atılabilir. Başarısız olması halinde ise bölge, yalnızca yeni bir ABD-İran krizine değil; enerji güvenliğini, deniz ticaretini ve bölgesel güç dengelerini sarsabilecek çok aktörlü bir istikrarsızlık dönemine sürüklenecektir. Bu nedenle İslamabad sürecinin kaderi, yalnızca Washington-Tahran ilişkilerini değil, Orta Doğu'nun önümüzdeki on yılını şekillendirecek güvenlik mimarisinin de belirleyicilerinden biri olmaya adaydır.
:
İsmail CİNGÖZ; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
[1] Michelle L. Price, US And Iran Have Agreed To Wording Of A Deal ToTheir War, Pakistan’s Prime Minister Says, apnews.com, 13.06.2026. https://apnews.com/article/iran-us-ceasefire-hezbollah-israel-12-june-2026-7085e386e1c40ee6cfe634210970143f
[2] Al Jazera Staff, Iran’s Foreign Minister Says Ceasefire Deal With US Has ‘Never Been Closer’, 12.06.2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/6/12/pakistan-says-final-agreed-upon-text-of-iran-war-ceasefire-deal-reached
[3] bloomberght.com, Trump: İran'ın Sızdırdığı Maddeler Anlaştıklarımızla Aynı Değil, 12.06.2026. https://www.bloomberght.com/trump-iran-in-sizdirdigi-maddeler-anlastiklarimizla-ayni-degil-3779919
[4] Shabnam von Hein, Iran-Us Deal: What Are The Main Sticking Points?, dw.com, 12.06.2026. https://www.dw.com/en/iran-us-deal-what-are-the-main-sticking-points/a-77526613
[5] Priyanshu Singh ve Saurabh Sharma, Indians Grieve And Call For Action After US Strike Kills Sailors, Reuters, 12.06.2026. https://www.reuters.com/world/india/india-summons-top-us-diplomat-second-time-protest-strikes-ships-off-oman-source-2026-06-12/